top of page

Nocturnal Journal-23

  • Yazarın fotoğrafı: Elif Leyal
    Elif Leyal
  • 11 Mar 2024
  • 2 dakikada okunur

04.03-10.03


Evvelen. Çehov’un hikayeleri arasında dönüp durmanın şöyle bir yan etkisi oldu: Bir türlü oturup kendi hikayemi yazmaya başlayamamak. Okudukça kendi cümlelerim gözümde basitleşti. Kendine has muzip ve samimi bir üslup yakalayabildiği için ona imrendim. Uzun süredir yazacağım hikayenin kahramanlarıyla yaşıyorum. Kafamda başına buyruk yaşamaya devam ettikçe bütün tazeliklerini yitirdiler. Daha fenası, onlarla konuştukça her birinin sıkıcı ruhlar taşıdığını fark ettim. Hikaye, kucağımda öldü. Ama hikayelerim de vücudumdaki hücreler gibi. Genci yaşlısı bir arada. Her birinin kendi yaşı, zamanı var. O yüzden hiç endişeli değilim; hikaye ölür, hikaye doğar.


Saniyen. Bu hafta, kendisinden İslam Düşünce Tarihi dersleri aldığım Fatih Çalışır hocayla bir Topkapı gezisi yaptık. Adım adım dolaştık, baktık, hikayesini dinledik. Utanmaz bir körlükle önünden geçip gittiğim kitabeleri okuduk, şehrin etrafında döndük. Hoca, daha önce görüp de görmediklerimize bir bağlam kurdu. “Her şeye rağmen seviyorum bu şehri,” diye düşünüyordum, dolu geldiği için binemediğim tramvayı arkamda bırakıp yurda yürürken.


Salisen. Katıldığım bir derste hoca bizi gruplara bölüp “bir nehir çizin,” dedi. Bir nehir. Bu kadar, başka tanımlayıcı hiçbir özelliği yok. Bir nehirin nasıl göründüğünü hepimiz biliyorduk elbette. Yine de çizmeye başlamamız öyle kolay olmadı. Meğer zormuş nehir çizmek. Mavi gezegenimizi dört bir koldan saranlar hariç, “bir nehir” ifadesini duyan insanlar adedince nehir var. Her zihinde bambaşka biçimde ve yeniden varoluyor. Bu bana şunu düşündürdü: Aynısı kişiler için de geçerli olamaz mı? “Ben” hariç, beni algılayan insanlar adedince ben var. Her tanıştığım insanla birlikte yeni bir Elif Leyal yaratılıyor. Ya da daha garip olanı, bana dair fikriniz değiştiğinde de benim yeni bir versiyonum hayat buluyor. Belki de insanlar bu satırları okurken yüzlerce yeni ben oluştu. Garip bir düşünce.


Rabian. Son zamanlarda Mahir İz’in hatıralarını derlediği “Yılların İzi” kitabını karıştırıyordum. Tamamını okuyamamış olsam da bir otobiyografiden çok daha fazlasını buldum. Mahir İz, “kimseyi ürkütülmeden, incitilmeden, korkutulmadan; ama doğruları da gevşetip bozmadan” bilgi, duyuş ve görüşlerini işlemiş kitabın satırlarına. Lisede 20. Yüzyılda Türkiye Tarihi dersi alırken okumuş olmayı dilerdim. En son HSV okuma grubuyla tahlilini yaptık, kalan kısmını okumak için şevkimi attırdı.


Hamisen. Oda arkadaşım pencereyi açtı, perdeyi sıyırdı. "Odaya seher dolsun." İlk sahurun seheri, ilk orucun. Bu sene Ramazan’ı heyecanla bekledim. Ne var ki bu çocuklara özgü saf bir heyecan değildi. Fiziksel ve ruhsal olarak Ramazan’a ihtiyaç duymanın getirdiği neredeyse "zorunlu" bir heyecandı. “O Ramazan gibi olsa da hayatımı düzeltse,” diye bekliyordum. O Ramazan: Bundan üç sene önceki. Ayrı bir Ramazan ajandası tutmuştum o zaman, gün gün yapacaklarımı planlamıştım. Pandemi zamanlarıydı, evdeyim; yani dış çevrem ve günlük programım üzerinde tam bir kontrol sağlayabiliyordum. Tek derdim kendimi kurtarmaktı: Beni bireysel olarak temizleyecek ve tamamlayacak bir Ramazan geçirmekti. Şimdi başka. İzzet-i nefsimize ağır geldiği için gözlerimizi kaçırarak izledikten sonra Gazze’yi, artık Ramazanlarımızı yalnız kendimiz için geçirme “lüksümüz” yok. Çünkü, yanıbaşımızda olduğu halde uzan(a?)madığımız canlardan sorulacağız.


Rabbimden, kendimizi ve birbirimizi kurtardığımız bir Ramazan niyaz ederim.

 
 
 

1 Comment


havvasula
Feb 19

Leyalcim, sanırım pandemi Ramazanı birçok kişi için çok özeldi. pandemiler olmasa ama biz hep o Ramazanı yaşasak ... Burası dünya; hem cam kenarı, hem şoför mahalli hem de 5 kuruş olmuyor maalesef. Her Ramazan bir umut, bir heyecan ve bir başlangıç. Güzel geçsin inşallah bu Ramazanımız.

Like

Yeni Yazılardan Haberdar Olmak İçin:

Thanks for subscribing!

İki Satır Da Siz Bırakın

Yakında Görüşürüz!

Tüm hakları saklıdır İzinsiz kopyalanamaz.

bottom of page